24 Ocak 2014 Cuma

Kötü sinyaller!..

Uluslararası güçlere atfedilen sınırsız koordinasyon rolü, yüzyıllardır halkların belleğine işlenen Yahudi düşmanlığı ve herhangi bir bileşenin, kötülüklerin müsebbibi görülmesi teslisinden tertemiz bir 'devlet' çıkar. Domine edici yapı, bütün çeper aktörlerini motive eder; iknaya hazır tortularına can verir, birikmiş kuşkularını kanalize eder, toplumsal ifadelerini ürkütmeden bu 'üç başlı şeytan'a karşı kutsal devletin vazgeçilmezliğine rıza üretir. Böylece uğranılmış haksızlıklara empati seansları eşliğinde devam edenine sabır telkin ederek, yeni bir illüzyon gösteriminin gönüllü temaşasına oturtur. 'Haklı çıktık', 'söylemiştik', 'çok değiştik, bu numaraları yutmayız' sığlığında debelenen zihinsel konforla oyalanırken, yine bir felaketler anaforunun hazırlığı ıskalanır…
Coğrafyamızın insan malzemesi, sevinci ve hüznü; başarı ve kaybetmeyi abartan, sonraki hamleleri 'an'ın içine hapsederek tehir eden geleneksel kodlarını muhafaza ediyor. Dolayısıyla 'an'ın sıcaklığında gelebilecek 'geleceğe' dair soğuk sinyallere karşı pişkindir…
Türk Başbakan Erdoğan, 7 Şubat 2013'te Çek Cumhuriyeti, Macaristan ve Slovakya'yı kapsayan resmi gezisinin dönüşünde uçakta gazetecilerin sorularını yanıtlarken "Muhalif güçler PYD'yi sıkıştırmaya başladı. Özellikle Kamışlı, Haseke'ye doğru PYD'nin çok ciddi bir sıkıntısı var. O süreci de muhalif güçler gayet iyi sürdürüyorlar" müjdesini veriyordu. Başbakan'ın yer isimleri de vererek, durum tespitinden sonra önermeler sunmasının kaynağı, kendisiyle birlikte iç ve dış politikasının stratejisini belirleyen devlet çekirdeğiydi. Aynı çekirdek, 20 milyon Kürt nüfusun yaşadığı Kuzey sahasını da kontrpiyede bırakmanın hazırlığını sürdürüyordu. Kürt tarafı, sadece bir şans tanıyalım diye değil, karşı bir hamle olarak farklı saiklerle benzer pozisyona kitlendi. Türk Başbakan'ın, "Kuzey Suriye'de asla Kuzey Irak'taki gibi bir oluşuma müsaade etmeyeceğiz" şeklinde çizdiği kırmızı çizginin karşısına meşruiyet duvarı örüldü, resmi varlığıyla tecavüz ederek mevcutlu hale gelmesi engellendi…
Böylece 7 Şubat'taki sözlerin sahibinin devlet kadrosuyla organize ettiği vekalet savaşının türlü piyonları, üşüşme katsayılarını arttırdı. Peki sahadaki güçler kimdi? Elbette yapıları, fonksiyonları, bileşenleri ve adları arada bir değişen ama her halükarda hedefi saptırmadan durdukça ihya edilen çetelerdi. İsminin El Kaide veya El Kaide'ye biat ilan eden IŞİD ve El Nusra ile herhangi birşey olmasının tek anlamı Batı blokundaki El Kaide alerjisini teskindir. İsimlere boğmadan ve uzatmadan sadece dikkat çekmek istiyorum. Ahrar El Şam ile El Nusra'nın son bir yıl içinde, hangi alanlarda kimlerle birlikte ve kime karşı savaştığına ve yeni diye yutturulan İslami Cephe'ye bakılırsa nasıl bir operasyonel kuyudaki geçişlerden bahsettiğimiz anlaşılır. Türk/hükümet medyası, MİT ve Kamu Güvenliği Müsteşarlığı bünyesindeki strateji kuruluşları ile 'yardım' organizasyonlarındaki isimlerin, PYD'ye küfrederken çete liderlerinin alınlarını öpüp veda ettiklerini yazacak kadar kendinden geçmelerinin rahatlığı da anlaşılır...
Hiçbir Kürt, Türk Başbakan'ın yukarıdaki mutlak cümlesini akıldan çıkarıp Kuzey Kürtlerinin aktif seyirci, pasif dayanışmacı acizliği ile Güney yönetiminin petrol borusunu bağlayarak kötürümleştirdiği milli vizyonunu, BAAS+PYD terkibinden Türk kulvarındaki sağ dizgine kadar düşürme pespayeliğini meşrulaştırma gayretine girmesin. Batı Kürdistan'daki durum ve rol dağılımı ile Güney Kürdistan'ın uğursuz konuşlanışı; PYD'nin BAAS ile iliştirilerek diplomatik sahadan itilmesi, Kuzey'deki 'ölüm ya da sıtma' ikilemi, en küçük detaylarına kadar ismi, cismi, paradigması ve pratiğiyle 'Türk devleti'nden azade izah edilmeye çalışılırsa büyük yanılgı olur. Kürt okur-yazarının devletin herhangi bir kanadını aklama telaşı veya herhangi bir aktörünün düşüşünü felaket olarak pazarlamaya kalkışması haksızlıktır. Siyasetçisinin, çok fazla içerden okumalara konsantre olup karşısındaki devlet aklını okşaması da öyle...
İşte o devlet aklı, Güney yönetimini kendi bölgesel siyasetinin aparatı yaptı, İngiltere ve ABD'nin Batı Kürdistan'a bakışındaki optik yanılsamaya elbirliğiyle koşturdu. Sahada savaş yürütürken Cenevre masasından da uzak tuttu. İşte o devlet aklı, bir ay içinde 5 bin polisini, 100'den fazla yargıcını görevden alıp yerini değiştirirken; sadece bir hafta öncesinde 3 Kürd'ü Gever'in ortasında katleden birimine dokunmadı. Listeyi uzatabilirim ama kesiyorum…
Kürt milletinin travmalara boğulmuş belleğine yenisini ekleme takati yok. Bunun için Türk Hükümeti/devlet/MİT yansıması ciddi sinyalleri, ortak Kürt aklının sensorlarına yönlendiriyorum. Türk Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun Cenevre'den PYD'yi karalayıp rejimle iliştirmesi ve telkinlerini dinlemediği tehdidi ardından “Suriye rejimi unsurları, PYD unsurları, El Kaide unsurları bizim için güvenlik riski oluşturan faktörlerdir” sözlerine paralel olarak Yeni Şafak Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Karagül, bir askeri seçeneğin gündeme geleceğini, kaçınılmaz göründüğünü belirterek, ekliyor: "Türkiye için sınırın diğer tarafında istikrarlı bir bölge oluşturmak mecburiyeti doğabilir. 'Tampon bölge' olabilir. Ya da Türkiye'nin güvenlik birimleri uzun sınır bölgesinde birtakım düzenlemelere girişmek zorunda kalabilir."
Aynı gazetenin Ankara Temsilcisi Abdülkadir Selvi, nakliye hizmetini üstlendiği şu bilgiyi taşıyor: "Eğer Türkiye, Suriye içinde kendine yakın gruplarla bu önlemleri almazsa 2 yıl sonra Türk Silahlı Kuvvetleri Suriye'ye girmek zorunda kalabilir. PKK saldırıları nedeniyle yıllarca Irak'a sınır ötesi operasyon düzenlenmek zorunda kalmadık mı?"
Yeni devlet aklına entelektüel aktarım yapan SETA'dan Taha Özhan'ın PYD'yi Türk tezlerine teslim olmayınca rejimle birlikte yok olacaklar listesine ekleme gayretine; SETA Dış Politika Direktörü Ufuk Ulutaş, PYD'yi 'terör odağı' ilan ederek selam çakıyor...
TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu'nun "Velev ki bu TIR’larda MİT silah taşıyor! Neresi gayrı vicdani?" sorusuna bütün Kürtlerin ve organizasyonlarının doğru cevap vermesi gerekir ama yazının başında tarif ettiğim 'üç başlı şeytan'a başvurmadan…

Kaynak: http://tuncelfikret.blogspot.com

İletişim: https://twitter.com/tuncelfikret

23 Aralık 2013 Pazartesi

Yerel seçimleri aştı!..

Türk devleti, karakteri, yapısı ve iktidar bileşenlerinin konumlanışı açısından gayri meşruiyet üzerine bina edildi; dayandığı mirasın modernizasyonuyla küçülerek eklemlendiği 'Batı paktı'nın kabul edilebilir skalada tuttuğu acımasız bir tetikçi olma vasfını korumakla yetindi. Gayri meşruiyetinin gereği olarak içeride insanlık normlarını berhava etti, dışarıda ise içerideki pozisyonu öncelleyen biatla övündü. 10 yılda bir tekrarlanan kanlı güncellemeler; 28 Şubat ve Susurluk mevzusu ile 27 Nisan ve bugünkü çatışma, Türk devletinin bu tarihsel kabiliyetini diri tutan bin yıllık 'ortak aklı'nın eseridir. Devlet yapısı ve onun ortak aklının, Kürt halkına bugünkü çatışma süresince 'teskin'; sonrasında ise 'teslim' dışında vaadi yok. Bunun aksi, yapısı, karakteri ve bileşenleriyle birlikte adı değişen bir devlet demektir…
Devlet aklı, bugünkü iç kavganın kaçınılmazlığını zaten biliyor, buna uygun hazırlıkları yapıyordu. AKP'deki dizayn ve altına dizdiği dinsel yapılanmalar; CHP ve MHP ile çeperlerindeki tahkim; İran ekolünün devlete karşı ehlileştirilip Kürtlere karşı hazır kıtada sabitlenişi; hatta BDP ve HDP'nin yönlendirilmesi gayreti…
AKP Hükümeti, modern dünyanın cevaz verdiği gibi bir hizmet aracı olan devlet aygıtının pilotajında bulunmanın ilelebet olmadığını anlamamakta ısrar ediyor. İdeolojik varlık olarak, toplumun bütün dokularına nüfuz ederek, devamlılığını sağlayacak bir oranı sabitlemek istiyor. Demokrasinin diğer parametrelerini dışlayan sandık fetişizmi, esnek, pragmatik ve detayları önemsemeyen geniş bir çerçeveye açık örgütlenme ağı geliştiriyor. İktidar eksenli bütün din yorumlarının hayat bulması, AKP'ye rıza üreterek kendi ajandalarına devam etmesi mümkün. Devletin imkanları seferber edilerek, yasallık ve meşruiyet sorunu yaşamaları engellenip toplumsal dönüşümün dişlileri haline getiriliyor. Karşılığında AKP'ye oydaşlığın yanı sıra ideolojik angajman devşiren yapıların bir bölümü, sınır aşırı ağlara da sahip ve Türk dış politikasının yumuşak/destekleyici yüzü niteliğinde. Her dişli, sektörel genişliği seven birer 'dinci' örgütün, cemaatin, tarikatın veya hepsini bünyesinde barındıran toplamın alt birimleridir. Bir bölümü şu anda Rojava'da Kürtlere karşı savaşan çeteler için devşirilebilecek eleman potansiyelinin zeminini hazırlıyor, bir bölümü savaşçı devşiriyor, bir bölümü o savaşçıya lojistik sağlıyor, bir bölümü devlet himayesinin ana bağlantısı oluyor, bir bölümü artık devşirilen elemanın üye olduğu çetenin imajyapıcılığını üstleniyor. Tamamının üstünde AKP iktidarı ve kullandığı devlet aygıtının aktif üniteleri var. Türk devleti, hem Sünni bir rejim ikame etmek hem de Rojava'nın bu bütünlük içinde entegre olmuş bir silik yığın olmasını istiyor. Bu kadar çetrefilli istemin yarattığı zorluğu aşmanın temiz bir yolu yok. Bunun için sözünü ettiğimiz bütün ağları, içeriden dışarıya doğru motive etti. Kürt savaşını Rojava'ya sıkıştırarak, resmi sınırları dışına çıkarmanın konforuyla içerideki çözüm sürecine de 'top çevirme' olarak yansıtıyor...
İşte son olarak Batı ile entegrasyondan taviz vermeyen, ABD ve İsrail ile uyumlu olmanın nimetlerine karşılık İran ve El Kaide karşısında pozisyon alan ama aynı zamanda Kürt savaşında kontrollü olmaktansa mutlak mağlubiyetin gözükaralığına soyunan yapının desteğini yitirmeyi göze alan AKP Hükümeti, yerel seçimlere bütün bu düzenlemelerle gidiyor. Dolayısıyla yerel seçimlerin Kuzey Kürdistan ayağında BDP'nin karşısında AKP adı altında Türk devleti var. Bu yerel seçimler, kendisini takip eden diğer iki seçimi belirleyecek; yani tarihin bu en kritik kavşağında Türk devletinin 10 yılının iktidar şeması çizilerek geleceğe aktarılacak. Kavganın şiddeti, uzlaşmanın ilkesizliği, kuraldışı manevraların ahlaksızlıkta zirve yapmasının nedeni, basit bir hükümet icraatına talip olmaktan ziyade Türk devletinin ontolojik kaygısının tezahhürüdür...
AKP listesinden Mersin'den Mardin'e kadar Rojava'ya dönük hat ile Kuzey Kürdistan'ın tamamında aday gösterilenlerin profiline bakıldığında daha net anlaşılır. Mersin'de hem Güney hattına yönelik ticaretin mantığına hakim hem de kentin demografik yapısına uygun bir devlet bürokratı aday gösterildi. Mustafa Sever, Hazine Dış Ticaret Müsteşarlığı'ndan Ekonomi Bakanlığı Yardımcılığı'na uzanan devlete sadakat üzerine kurgulanmış bir kariyer…
Hatay'da, devletin son yıllardaki bütün sırlarına vakıf, bütün iç meselelerde MİT ile birlikte çalışan, kentin Sünni Araplarından ve bu hattaki faaliyetleri pratik olarak yürütebilecek ehliyete sahip Adalet Bakanı Sadullah Ergin…
Kilis'te iki dönemdir milletvekiliği yapan, yereldeki güçlü bir ailenin mensubu, üstelik kendilerine ait Ardışlı Nakliyat aracılığıyla çetelere lojistikle görevlendirilen; Öncüpınar'ın emanet edildiği Hasan Kara. Mevcut devlet tezgahı açısından Kilis için bulunabilecek en 'kara' isim…
Antep, Suriye ve Rojava'ya doğru iteklenen bütün silahlı grupların, cephe arkası hayat kurguladıkları bir kent. Metropol karakterinin yanı sıra üretim açısından küçük bir Çin. Kürt kimliği bastırılmaya, Alevi nüfusu CHP'ye monte edilmeye çalışılan kentin, iktidar partisinin elinden çıkması, Kuzey ile Akdeniz arasındaki köprünün uçurulması gibi addedildiği için Bakan Fatma Şahin tayin edildi. Hasan Celal Güzel gençleştirelemeyeceğinden bu kent için güvenebilecekleri kadife eldivenli en 'şahin' isimde karar kılındı…
Mardin, artık büyükşehir ve ilçeler toplamıyla merkezdeki sabit iktidar oyları yetmez. Bunun için şimdiye kadarki tercihler bir kenara bırakıldı, BDP'nin karşısına geleneksel düşmanlıklar da okşanarak bir aday dikildi. Şansını zorlamaktan usanmayan Mehmet Vejdi Kahraman…
Urfa'nın bu dönem için önemi Türk devleti açısından Amed derecesindedir. Sadece AKP'nin kazanması değil, tercih edilen ismin kazanması gerekiyordu. Devlet burada büyük oynadı. Kentin Kürt, Arap ve Türkmen nüfusu; kendi içlerindeki aşiret dağılımıyla birlikte Rojava savaşının geleceği gözönüne alındı ve direkt atama yapıldı. Serêkaniyê savaşının koordinatörü olan Urfa Valisi Celalettin Güvenç, devlet adına yarışacak. Üstelik kardeşi Sıtkı da Maraş Milletvekili…
Yukarıda sıraladığımız profillere bakıldığında Kuzey Kürdistan'ın diğer kentlerindeki adayların da benzer hassasiyetler doğrultusunda seçildiğini detaylandırmaya gerek yok. Bingöl, Batman ve Van adayları, hem yereldeki dini kombinasyon hem de devlet referansı baz alınarak belirlendi. Ağrı, Muş, Adıyaman, Amed, Hakkari, Bitlis, Siirt, Kars ve Iğdır adayları, işbirlikçi komprador olmalarından kimi zaman tahriş ederek 'Kürtçe' ve 'Kürt' yalanını akıtan ve bununla akıtılan Kürt kanını kirletmeye çalışan unsurlar. Dersim, Elazığ, Malatya, Maraş, Erzincan ve Erzurum, eskinin çatışma zeminleri de dikkate alınarak, iç çemberin 'münasip' uzantılarıyla konsolide edildi…
Rojava Devrimi, Kuzey'in geleceği ve Türk devletinin egemenliğinin sürdürülebilirliği açısından önemli bir kırılma noktası olacak Mart'taki yerel seçimler, bütün bu karanlık tabloya rağmen muazzam bir fırsatlar demeti sunuyor. Kürt Özgürlük Hareketi, buna uygun bir vizyon sunarak BDP ve HDP'nin elini rahatlattı. Gerisi BDP ve HDP'nin kısır, dar, sekter ve piyasa laçkalağına teslim olmadan, tarihin bu doğru zamanına doğru isimler toplamıyla müdahalesine kalıyor...

Kaynak: http://tuncelfikret.blogspot.com
İletişim: https://twitter.com/tuncelfikret

Devrimlerin bileşkesi Rojava*

Amansız bir kuşatmaya karşı verilen soluksuz direnişle birlikte inşasını da sürdüren devrim, çetin bir yılı arkasında bıraktı. Devrim, sadece boyun eğmeyen bir askeri hat değil, aynı zamanda nüfuz eden ruhuyla bir toplumsal şahlanış sathıdır. 
2013'e ramak kala başladı saldırılar. Kasım ayında startı verildi, Aralık'ta püskürtüldü. Böylece Rojava halkının askeri ve siyasi gücü ile iradesi sınanmış oldu, beklentilerinin kolay olmadığı anlaşıldı. Mart ayı ile birlikte saldırı merkezi olarak Halep seçildi. Rejim güçleri ile senkronize çete saldırıları iki Kürt mahallesinde (Şêx Maqsûd ile Eşrefiyê) yoğunlaştı. YPG ve YPJ, buna karşı meşru savunma hattını ördü. Bu cephedeki durum, devam ediyor.
Halep’teki saldırıların şiddetinde hafif düşme yaşanırken 28 Mart'ta Efrîn'e yönelindi. Uluslararası güçler ile bölgesel müttefikleri ve yerli işbirlikçilerin kurduğu kirli koalisyonun koçbaşı görevi görevini gören çeteler, Efrîn ve çevresine taarruza geçti. İlk hedef, Şêrava nahiyesinin stratejik alanı olan Lelûn Dağı'ndaki köyler oldu. Yaklaşık iki ay kadar bu alanda çatışmalar sürdü. YPG ve YPJ güçleri ile dayandığı  toplumsal taban, muazzam bir direniş gösterdi; YPJ Askeri Meclis ile şehidini verdi: Slava…
Akibê, Bênê, Cilbir, Basilê ile birlikte Kürt köylerinin tamamı çetelerden temizlendi, çatışmalar durdu.

Yine yeniden Serêkaniyê

Efrîn cephesindeki durgunluğun hemen ardından kirli koalisyonun dönemsel tetikçiliğini yürüten çeteler birliği, El Nusra'nın öncülüğünde kısmen konumlandıkları Serêkaniyê de şanslarını denedi. Artık, sadece pasif savunmayla yetinilemezdi; aktif savunmaya geçildi. Rojava savunma güçleri, bu perspektifle devrimci operasyonların başlangıç vuruşunu yaptı. İlk önce Serêkaniyê’deki kısmî çete varlığına son verildi; sınır kapısı denetime alındı; ardından kent çevresinde süpürme harekatı devam etti. Menacîr’e kadarki alan çetelerden temizlendikten sonra çetelerin merkez haline getirdiği, Türk devlet desteğinde köprü rolü oynayan tarihi kent Tel Halef kuşatmaya alındı. Çeteler, direnemedi ve kent nihayet YPG ve YPJ güçlerinin denetimine geçti.

Til Koçer'e varmadan

YPG ve YPJ güçleri için artık durmanın anlamı yoktu. Devrimci operasyonlar kapsamında Çil Axa, Tirbespiyê, Derik ve çevresi ile Rimelan'a yerleşen çetelerin üzerine gidildi. Alan boydan boya çete gruplarından arındırıldı. Bir tek stratejik öneme sahip Til Koçer kalmıştı. YPG ve YPJ'nin bünyesindeki özel kuvvetlerin de katılımıyla tam teşekküllü gerilla hamlesiyle Til Koçer’e Kürt güçlerinin bayrağı dikildi.

Stratejik zafer: Til Koçer

Til Koçer, coğrafi konumunun yüklediği siyasal, ekonomik ve askeri olarak stratejik bir öneme sahiptir. Detaylandıralım. Kürt bölgesi olmakla beraber içinde yoğun olarak Arapların da yaşadığı, Araplarla sınırın olduğu; aynı zamanda Suriye ve Irak’ın temel kapısıdır. Sınırın Irak tarafında bir yanında Êzîdî Kürtler, bir yanında Şebek Kürtler, Musul ovasına doğru da Sünni Araplar mevcut. Suriye zamanında bile dış dünyaya açılan temel kapılarındandı; ihracat ve ithalatının büyük kısmı oradan yapılmaktaydı. Bağdat-Şam ilişkisinin sağlandığı alandır. Dolayısıyla burayı elinde tutan, siyasal olarak bölgeye hakim olan güçtür. Ayrıca Kürdistan Bölgesi Yönetimi'nin Rojava Devrimi'ni hiç sayarak boğmaya çalıştığı dönemde buranın alınması oldukça stratejiktir. Yeni bir nefes borusu demekti.

Atmê'deki sert karşılaşma

Bu süre içinde Efrîn bölgesindeki Atmê taraflarından çetelerin saldırıları yeniden başladı. 15 gün amansız bir direniş sergilendi. Çeteler Kürt köylerine hakim tepelerden atıldı. ÖSO Askeri Konseyi'nden bir heyetin araya girmesiyle kısmi uzlaşmaya varıldı; YPG, Rojava'nın resmi savunma gücü olarak kabul edildi. Daha tam bir uzlaşamaya varılamadan kendisini Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) olarak tanımlayan çete harekete geçti. Türk devletinin de kuruluşuna katkı sunduğu ve Irak'ın ardından Suriye'de de vazgeçilmez bir aparat olarak gördüğü bu çete, Azaz sınırındaki Qestel Cindo Köyü'nün tepesindeki kontrol noktasına saldırdı. 2 Ekim'de tarihinde başlayan saldırılar ve gösterilen karşı direniş sürüyor.
Bütün bunlar devam ederken çeteler her yenilgi ardından canlı bombalar/bombalı araçlarla saldırılar düzenledi. Çoğu boşa çıkarılan her saldırıda kontrol noktalarındaki Asayiş görevlileri kendilerini feda etti…

Grê Sipî ve Sûsik

Kobanê, Tel Ebyad hattındaki Kürt köylerinden Grê Sipî ve Sûsik'teki görkemli direnişin hakkı teslim edilmeden olmaz. Bu alanda Askeri Meclis üyeleri Dilovan ve Viyan ile PYD Eşbaşkanı Salih Muslim’in oğlu Şervan Muslim, Kürdistan şehitleri kervanına katıldı. YPG ve YPJ güçleri, burada çetelere ağır darbeler vurdu. Bu yüzden kirli koalisyon, Rakka, Cerablûs, Mumbîc’teki sivil Kürtlere yönelmeye başladı. Antep’te, Türk devleti koordinatörlüğünde yapılan toplantıda alınan karar gereği Azaz-Cerablûs-Halep üçgenindeki Kürt belde ve köylerinde katliamlar yapıldı.

Askeri güç kendisini kanıtladı

YPG ve YPJ, soluksuz direnişi ve aktif savunma kabiliyeti ile varlığı için kaçınılmaz gördüğü halk desteği sayesinde uluslararası güçler ve sömürgeci devletler ile yerli işbirlikçi/hain gruplara Rojava’daki halkların meşru savunma gücü olduğunu kanıtladı. YPG ve YPJ’nin artık yenilmez oldukları, herkes tarafından kabul gören bir realite oldu. İnanç, umut, ülkeye/toprağa ve halkla bağlılığı temel motivasyonu olan YPG ve YPJ, giderek büyüdü. Bugün artık 50 bini aşan bir rakama ulaştı. Teknik, askeri, lojistik donanımı sağlayacak imkanlara kavuştu.

Devrimin inşası

Rojava'da devrim, kendisini salt bir askeri hat üzerinden örmekle yetinmedi; toplumsal inşanın en küçük dokulara nüfuz etmesini esas aldı. Geciktirmeden, ertelemeden, savsaklamadan ve küçümsemeden, bütün enerjisini toplumsal dönüşüm ve bütünleşmeye aktardı. Karakterini uzun uzun anlatmaya gerek duymadığımız Suriye devletinin tazyikinin kapattığı toplum, özüyle rahat buluşmanın güveniyle açıldı. Açık toplum, her alanında yeniden organize oldu. Meclislerin dışında onlarca örgütlenme modele gelişti. Devletin sadaka kültürünün yarattığı muhtaç modundan sıyrıldı; kendi kendine yetmeyi esas aldı. Küçük örneklerle izah edelim. Rejim döneminde fırın çalışmadığı gün aç kalan toplum, bugün bazen günlerce bu bağımlılığı kırdı. Elektriksiz hiçbir şey yapamayan toplum, şimdi bir sürü alternatif elektrik modeli geliştirdi.

Eğitimde toplumsal model

Yaratıcı özellik ve yeteneklerini yeniden keşfeden toplum, rejimin köreltme kabuğunu parçaladı. Devletin eğitim sistemlerinin dışında bir eğitimin oluşturulamayacağına alıştırılan toplum, şimdi ilkokuldan yüksekokula kadar kendi dilinde ve toplumsal gerçekliğine uygun eğitim yapabilir duruma geldi.

Sağlıkta mahkumiyete son

Devlet, Kürt illerinde hastane ve sağlık ocaklarını yapmayarak, halkı büyük şehirlere mahkum etmişti. Şimdi, geliştirilen hastanelerle bu sorun önemli oranda aşılmış durumda. Kürdistan halkının desteğiyle Rojava'daki acımasız abluka aşılıyor.

Yereldeki hizmet gelişti

Belediye ve hizmet sektöründe de benzer gelişmeler oldu. Su işlerinde çalışanların işe gitmedikleri gün şehirler susuz kalıyordu. Şimdi bu sorun, önemli oranda yerel güçle aşılmış durumda. Devletin vereceği bütçeye bağlanmış belediyeler, çok az hizmet sunarken; devrim sürecinin doğası ve kısıtlı imkanlara rağmen halkçı belediyecilik geleneğiyle belediye hizmetleri önemli oranda arttı.

Dostluk kültürü canlandı

Mevcut ulus devletler, halkları birbirine düşman etmeyi varlıklarının önemli güvencelerinden sandı. Devrimin en büyük kazanımlarından biri, bu alanda oldu. Yıllarca birbirine düşman edilen halklar, yeniden birlikte yaşamaya, dost olmaya başladı. Dostluğun kültürünü yeniden canlandırdı. Araplardan ve diğer halklardan da askeri taburlar oluşturulması, Asurice/Suryanicenin resmi dil olarak kabul edilerek okulların açılması, çeşitli dinlerin ve inançların ibadethanelerinin korunması, onarılması; üstelik yan yana olup kimsenin bundan rahatsızlık duymaması, devrim kültürünün çarpıcı göstergesidir. Geçici Yönetim için oluşturulan Kurucu Meclis'in yanı sıra bütün kurumsal yapılanma ve karar süreçlerinde diğer halklar/azınlıklar/inançların olması da bu kültürün bariz yansımasıdır. Yollarda çok dilli tabelaların olması da cabası.

Özgürlüğün sanatı

Sanat boyutunda da ciddi açılımlar oldu. Sanat, devletin belirlediği kalıpları söküp attı. Otantik özünü koruyarak evrensel vizyonuyla buluşmanın tohumları filizleniyor. Her yerleşim biriminde vücut bulan kurumsal gayret, her dalda yaratma azmindeki yaratıcı kuvvet, devrimin heyecanına ortak oluyor. Kimi zaman devrimin sesi, kimi zaman gösterisi, kimi zaman unutulmaz fotoğrafı oluyor. Şehadet ve direnişin kutsal özünü, özlem ve hedefin umuduyla buluşturan devrim marşları, ajitatif tekerlemeleri çoktan aştı.

Yaşamı besleyen ekonomi

Askeri kuşatma ve saldırı ile irade kırmayı esas alan ambargoya rağmen ekonomi, hayatın onurlu güzergahına kanalize edildi. Yollar ve köprüler yapıldı. Öz imkanlar ölçüsünde petrol arıtmaya gidildi. Devlet, yıllarca Kürt bölgelerinde bir değirmenin oluşmasına izin vermezdi, bugün yetecek kadardır. Bağ ve bahçe sulamaları, tümden devletin tekelindeydi; devletin izni olmadan bir kuyu kazmak bile suçtu. Şimdi birçok arazide kuyular kazıldı; sulu tarım yapılmakta. Küçük sanayi işletmeleri kurma girişimleri var. Zeytin ve zeytin ürünlerine bağlı sektörlerde (sabun ve deterjan yapımı gibi) belli bir gelişme sağlandı.
Til Koçer sınırı, rayına oturacak. Türkiye sınır bölgesinde kapı açma girişimleri devam ediyor. Sêmalka üzerindeki uzlaşma arayışı sürüyor. Bazı yerlerde insani amaçlı da olsa Türkiye’den kapılar açılmış durumda. İster kaçakçılık, ister sınır ticareti olsun devam ediyor.
Tüm bu işleri, oluşturulan Ekonomi Meclisi organize ediyor.

Kriminal suçların azlığı

Rojava Devrimi, demokratikleşme kültürünün gelişmesi ve birlikte yaşamanın önünü açmakla yetinmiyor, can ve mal güvenliğini sağlıyor. İçinde hırsızlığın, uyuşturucunun, fuhuş ve kadın ticaretinin en az olduğu alan Rojava'dır. Göç ve yıkımın en az olduğu alan olmakla birlikte yaşam güvencesi ve kalitesini geliştiriyor.

Kadına hükmetmeye son

Rojava Devrimi'nde kadın öncü rolündedir. Ordulaşmadan ekonomiye kadar tüm varlığıyla dahil olan kadının devrimidir. Cinsiyetçiliğin aşılarak eşitliğin geliştiği gerçek ve radikal demokrasinin hayat bulduğu alandır. 5 bin yıllık erkek egemenlikçi tarihe son verilerek, eşitlerin birlikte koştuğu özgürlükle buluşma azmidir.

Merkezi yapıyı dağıtıyor

Esası ve üslubu, tarihsel dayanağı ve projeksiyonu itibariyle Rojava Devrimi, Kürt devrimidir; dört parçanın odaklandığı ve kaderini belirleyecek Kürdistan devrimidir. Bu temel gerçeği muhafaza ederek belirtelim ki; Özgür Kürdistan'ın yanı sıra demokratik Suriye de demektir. Geçici Yönetim'in oluşum süreci ve yapısı, bunun somut halidir. Diktatörlük temelli oluşturulan merkezi yapı böylece dağıtılmakta. Her şehir, her bölge kendi kendini idare eder, yönetir duruma getirilmekte.
Ortadoğu'ya etkisi de buradan anlaşılacak. Bu özellik, Suriye sorununun çözümünün kilit noktasıdır. Devrimin kendini ispatlaması ve kalıcılaşması halinde uzun vadede Ortadoğu’daki etnik, dinsel, kültürel, mezhepsel sorunların çözümünü getirecektir. Böylece Ortadoğu’yu da demokratikleştirecektir.

Yüzyılın muştusu

Rojava Devrimi'nin bu özelliklerinden ötürü başta Türkiye gelmek üzere birçok bölge gücü onu hazmedemedi/hazmedemiyor. Uluslararası güçlerin, yereldeki çetelere askeri katkıları ile uluslararası platformlardaki diplomatik blokajlarının kaynağı budur. KDP'nin ve tasallutundaki Güneyi Kürdistan Yönetimi'nin, kısmen Rojava içinden, Türkiye üzerinden ve uluslararası alandaki bütün atraksiyonlarının gerekçesi de devrimin bu özüdür. Rojava Devrimi, insanlığa 21. yüzyılın muştusu olmaya devam ediyor.

 *(Dilovan Servan/YÖP 2013 Özel Sayisi icin)

30 Eylül 2013 Pazartesi

Büyüksün usta!..


Türk Sultan dün yine hünerini gösterdi. Üzerine çevrilen spot ışıkların altında tezgahına koyduğu paketi açtı. Kadim işgüzarlığını, günümüz pazarlama tekniklerinin takviyesiyle şahlandırdığı satış performansını takdir etmezsek haksızlık olur. Paketin ambalajı, maddelere geçmeden önceki tanıtım faslına harcanmış emek, hitaptaki müthiş ses ayarları, yüze yansıyan büyük oyunculuk ile kafa ve ellerin senkronizasyonu, göz doldurdu. Sahne, dekor ve salondaki yerleştirme tekniğinin modern hatları meczeden alaturka dizaynın, seçmen kitlesine uygunluğu şahaneydi. Üstelik akreditasyondaki incelik de teslim edilmeli... 
Hamasetle bezenmiş uzun girizgahın sonuna doğru malzemesinin kalitesini bildiği için defalarca "son değil" diyerek, seçimlerle kurduğu diyalektiği; "esas olan mücadelenin siyasi zeminde sürdürülmesi" şifresiyle pazarlık yapmadığını söylediği güç ile iletişimini yadırgamıyoruz. Ancak, hepimizi "aynı geminin içine" koyup rota belirleme yetkisine sahip önkabulünde yanılıyor. Tıpkı "ölümsüzlük iksiri bekleyenler" olduğunu söyleyebilecek kadar gerçeklikten koptuğu halde, kişilik geçişlerindeki hızıyla örtebileceğini sandığı gibi… 
Peki Kürtler ne bekliyordu? Elbette etrafındaki 'Kürt kökenli' kardeşleri ile çeperlerindeki "iyidir işte" sinizmindeki teslimiyet temsilcilerini; insanlığındaki aşınmayı ekonomik kütlesine ekleyerek huzur arayanları kastetmiyoruz. Hakları için ayakta olan ve bunu omuzlama sorumluluğundaki Kürt nüfus ile siyasi temsilinden bahsediyoruz. Kürtler, gasp edilen tüm haklarının iadesini, atılacak adımların da buna hizmet etmesini istiyor. Anadil önündeki bütün engellerin kaldırılması, esir/rehin alınanların serbest bırakılması, yerel yönetimlerden merkezin feragati, demokratik siyasete filtresiz katılım, ekonomik farkın kapatılması, paramiliter yapıların lağvedilmesi, militarist yoğunluğun sonlandırılması gibi, mücadeleyi şiddetten arındıracak, doğal mecrasına sürükleyecek kısa ve orta vadeli talepler...
Türk Sultan'ın açıkladığı pakette, bunlar olmadığı gibi ima eden bir tarif de yok. Burada yer alabilecek kısmi düzenlemeler bile sadece dikkate alınmadığı afrası için dışında bırakılmış. Kürtlerin, yasaları ve anayasayı çiğneyerek hayata geçirdikleri eşbaşkanlık gibi düzenlemeler kabul edilmek zorunda kalınmış. Milliyetçilik rahatsız edilmeden başörtüsü ve yardım toplama kolaylığıyla milliyetçi-muhafazakar çoğunluk tahkim edilmiş…
Yardımcısının 'hayal bile edemeyecekleri' şeklindeki placebo uyarısı, kendisinin 'şaşıracaklaarr' sireni eşliğinde varılacak durağın hacmini, 5 Temmuz tarihli 'Beklentiler çatışması!..' başlık yazıda "Kürt tarafının tam tersine tek yetkili organ, bağlayıcı karar mercii olan Türk Sultan'ın Afyon nutku ile parti programı ve son kongre beyannamesinin belirlediği kutsal teslisten/temel doğrultudan milim sapmadan" diye not düşmüştük. Yine de büyük gürültünün hatırına, seçim barajı, yerel yönetimler özerklik şartı, TMK ve TCK'deki kısmi değişikliklerle siyasi davaların hafifletilmesi, ibadethane tercihine müdahaleden vazgeçilmesi gibi iyileştirmelerin olabileceği beklentisini yadırgamıyorduk. Zaten bunlar da kutsal üçlemesini aşmıyordu...
Baldıran zehiri gösterip el çabukluğuyla zemzemle değiştirerek ölü taklidi yapabilecek tıynetteki siyasi zihniyetten ölümsüzlük iksiri beklemiyoruz. Bir süre önce "paket maket yok" diyen, "çekilme durdu" alarmı verildikten sonra ise bu kadar zahmete katlanıp paket hazırlayan siyasi pragmatizmin boş bırakılmayacağının farkındayız. Türk Sultan, 'büyük usta' olabilir ama Kürtlerin, illüzyon gösterilerini deşifre edebilme yeteneği kadar itici gücü de küçümsenemez. Elbette bugün dünden kötü değildir, ama dünden çok daha iyi olabilecekken yarına tehir edilmesine şükredemeyiz. Henüz kısa vadedeyiz...

Kaynak: http://tuncelfikret.blogspot.com
İletişim: https://twitter.com/tuncelfikret

19 Temmuz 2013 Cuma

Rağmına özgürlük!..

Türk devletinin geleneksel refleksleri, Kuzey'de tutukluluk numarasıyla sıyırma hesapları yaparken Rojava üzerinden sensorlarının ayarlarıyla oynuyor. Devlet bileşenlerinin hem meşreplerince çözüm yanlıları hem de suret-i haktan görünüp berhava etmenin türlü mekanizmalarını tetikleyenleri de tehdit ve kışkırtmayı senkronize hale getirdi.
Övündükleri bin yıllık devlet gelenekleri ile karşılarındaki PYD'nin reflekslerini, insanlığın evrensel kriterlerine, diplomatik teamüllerine vurun; sıkletlerini kaplayan bayağılığın ağırlığını hemen fark edeceksiniz. PYD Eşbaşkanı'nın BBC'ye verdiği demece yansıyan diplomatik zarafet, ilkesel duruş ve politik esneklik ile büyüyen Kürt'ün vizyonunu destekleyen; Serêkaniyê'deki yeşil lejyonerlerin defedilmesinin ardından sınır kapısının, bölgenin sosyolojik bileşiminin temsiline devredilmesine bakınız. Bunun karşısına dikilen Türk Sultan'ın sağ ve sol loplarının tedarikçilerinin kaba, ajitatif, şark kurnazlığıyla bezenmiş talimatnameleri ile 'vur' emirli F-16'lar, uçaksavarlı zırhlılar, özel birlik takviyeleri yaygarasına bakınız...
Madem Kuzey Kürtleri ile tarihi bir anlaşma/entegrasyon evresindesiniz, Güney Kürtlerinin meşru statüsünü resmen kabul edip buna göre resmi kodlarınızla oynamışsınız, nedir sizi Batı Kürdistan'da rahatsız eden?
Bunun uzun izahat gerektiren ama çok yalın, net ve kısa bir cevabı var: Rağmına özgürlük!
Sömürgeci egemen kibir, zulüm üzerine bina ettiği gururunu incitmeden hakları kontrollü lütfetmeyi münasip görür. Hangi hak gaspından ne zaman, nasıl, hangi yöntemlerle feragat edeceğine 'görülen lüzum üzerine' karar vermek ister. Herhangi bir itiraz gücünün etkisini yadsır, bunun böyle anlaşılmamasını dikte eder. Buna uygun beklenti yaratıp rahatça yönetir, cilalı ambalajında sununca da karşılığında büyük minnettarlık ve sonsuz bağlılık bekler. Heybetli hacmine halel gelmesine tahammül etmediği için Kuzey'deki Kürtlerin sık sık 'pazarlık yok', 'anlaşma yok', 'karşılık beklemeden adım atıyoruz' demelerini salık verir, bunları duydukça yükselmiş nabzını yapay tebessümlerle bastırır...
Rojava'da ise ona rağmen özgürlük tadılıyor. İstedikleri olmuyor. Elbette her yolu mübah gördü, yoğun mesai harcadı, denedi ama olmadı. Dünyanın bütün yeşil lejyonerlerinin toplama ve dağıtım merkezi oldu; lojistikle yetinmedi, stratejik akıl ve taktik komutanlığa kadar vardırdı. Bu tarz grupların içerden tetikçi devşirmesi için cömertçe alan açtı. Güney Kürdistan yönetimini müdahil olmaya zorladı, uluslararası blokajla Rojava siyasetini izole edip gayri meşruiyette tutabileceğini sandı. Hepsinden önemlisi Kuzey Kürtlerinin ölü taklidi yapmasını sağlamaya çalıştı. İmralı üzerinden sapma atraksiyonlarını aşıp PYD ile gizli görüştü…
Hem Kürt Hareketi hem de ağırlığı PYD'de temsil edilen Rojava Kürtleri, komplekse kapılmadan, karşılıklı hassasiyetleri ve oluşturulmuş imajları gözeterek, rasyonel bir iletişim ve kabul üzerinde yol almak istedi. Halen de bunda ısrar ediyorlar. Ancak bunu yaparken özgürlüğü, efendi-köle diyalektiğinin dışında tutmanın ahlaki diskurundan taviz vermediler. Taktik esnemeler, stratejik tutarlılığa ve demokratik toplumsallaşmayı sağlayan erdemler manzumesine dokunduğu anda hükmünü yitirir...
Bütün telaşın kaynağı bu. Yoksa Türk devleti de bilir ki; 'Kuzey Irak' adındaki alaturka çadır, Kürdistan Bölgesel Hükümeti'ni örtmediyse 'Kuzey Suriye' diye mesafe bırakıp 'PKK devleti' şeklinde tehdit algısının menziline yerleştirip güvenlik alarmları çalmakla yeni realite de örtülmez.
Bin yıllık devlet geleneğiniz varken kaçınılmaz tecellinin görünmesi karşısında zihinsel formasyonunuzu kemiren fobilerinizin dürtmesiyle paralize olan stratejik aklınız, cinnet geçirmesin. Mevcut iktidarınıza ve yerel partnerlerinize tahammül beklediğiniz dünya, Baas - Neo Kemalizm - Fars Şiası arasına sıkıştırılmışken bir de ortak yapım El Kaide çetelerinin üşüşmesi karşısında çıkış arayan Kürt'e her türlü belayı müstahak görsün istiyorsunuz. Biliyoruz, cinnet haliniz vahşettir ama şundan da eminiz: Artık hiçbir ateş sadece Kürt'ü yakmayacak. Gemi azıya almanın size de faydası yok; rağmınıza Rojava'da olanlara alışın, uzlaşı donanımlarınızı gerçeğe uyumlu moda getirin. Zaten Sultan hazretleri, yeni devlet aklınızın hem real politiği hem de 'kazan kazan'ı marifet hanesine eklemekte beis görmediğini ifade buyurmuşlardı. İşte size bin kilometrelik sınav!..

Kaynak: http://tuncelfikret.blogspot.com

İletişim: https://twitter.com/tuncelfikret

11 Temmuz 2013 Perşembe

Genel Kurul ve Türk medyası!..

Abartıldığı ve son dönemlerin nostaljik dalgalarıyla sörf yapıldığı gibi koca imparatorluk döneminde de Türk egemenliği ve esir aldığı Türk toplumunun, dünya insanlık mirasının entelektüel birikimine katkısı yoktu. Saray ve tebaa arasındaki kanlı gelgitlerin dışında ortak bir kültürel üretimden de söz edilemezdi. Göçebelik, fetih ve talana ayarlı bir yığının, anlamaktansa dikte etmek, anlaşmaktansa yenmek üzerine inşaa ettiği kutsal devlet, bugün de varlığını, ulusu için yeterli sayıyor. Bu patalojik aşk ilişkisi, hep kötülük üretti ve üretmeye devam ediyor. Problem çözme yetenekleri olmadığı gibi insanlık hayrına tek bir buluşları da yok. Devlet formatında somutlaşan güç böbürlenmesi, genetiğiyle uyumlu din yorumuyla biatı da bütünleştirince düşünsel tembellik, başka maskelerle geçiştirilebiliyor. Bırakın uzmanlık sahalarında uluslararası kabul gören isimleri, 40 yıldır cebelleştikleri, gasptan vazgeçmemek için onbinlerce insanın canına mal ettikleri en temel meseleyi 'anlamak', 'tanımak' ve 'anlatmak' güzergahında ilerleyip de deposunda devlet yakıtı olmayanlar, bir elin parmak sayısını geçmez. Neredeyse artık her kentinde üniversitesi, onlarca tematik kanalı, gazetesi, dergisi olan, yılda binlerce kitabın raflara çıkarıldığı Türkiye'de, PKK üzerine istihbarat müdahalesi olmayan kitap veya makale sayısı yine öyle. Yazılan ve konuşulanların çoğu MİT, Emniyet İstihbarat ve JİT kaynaklı. Bir bölümü bunların rafinerisinde işlenip cafcaflı hale getirilip bağımlı kalemler üzerinden piyasaya sunuluyor, bir bölümü siyasiler marifetiyle böğürmenin incileri yapılıyor. Eğer, sözkonusu servisler ve temsil ettikleri siyasi alanlar arasında sorun yoksa zenginleştirilmiş tek düze şeylerle karşı karşıya kalırız ama sorun varsa meşrebince yorumlar dökülür. Öyle bir güruh ki, her tarafı her bir köşeyi doldurmuşlar, 'tıpkı yaz sinekleri gibi sürü halinde her yere doluşup her şeyi kirletiyorlar'. Schopenhauer'ın edebiyatın yabani istilacı otları için söylediğini uyarlarsak aynı tezgahtan çıkmışcasına tek biçimli, benzer koşullar altında hep aynı düşünen ve asla görüş ayrılığı taşımayan Türk medyasının bu istihbarat suflörlü mümtaz kalemlerinin değersiz süprüntülerini sırf okumak zorunda olduğumuz için okuyoruz. İspanyollar "Onur ve para aynı kesede bulunmaz" derler. Maalesef biraz daha edebiyle çaba sarfedenler de bir süre sonra sahne ışıklarıyla kamaşan gözleriyle okumaya, alkışların sersemlettiği kulaklarıyla duymaya başlarlar. Büyük bir gayret ve sebatla konularının peşine düşmeleri, aynı titizlik ve ciddiyetle paylaşmaları gerekirken optik yanılsamalarını, akademik veya mesleki titrlerinin hatırına kabulünü isterler.

Cehaletin PKK ile imtihanı

KONGRA GEL 9. Genel Kurulu'nun yapılması ve alınan kararlar, önceki gün duyuruldu. Şimdi Türk medyasına yansımasına bakalım. Önce birinci safyalar:
Hürriyet, Posta, Güneş, Sözcü, Yurt, Akit, Yeni Asya, Yeni Mesaj, Şok, Takvim, BirGün, Milli Gazete ve Sol gazeteleri, birinci sayfalarında yer verecek değerde görmediler. Listeden anlaşıldığı üzere eskinin amiral gemisi Hürriyet, Milli Görüş'ün yayın organı Milli Gazete, lümpen ulusalcılığın semireni Sözcü, lümpen dinciliğin semireni Akit ve TKP'nin kitle gazetesi Sol, muhtemelen farklı saiklerle benzer tutumu almış.

Gülen Grubu

Gülen Grubu'nun gazeteleri, süreci okudukları gibi Genel Kurul'u yansıtmışlar. Zaman gazetesi, birinci sayfanın manşet kenarından "KCK, silahlı kanadı güçlendirme kararı aldı" başlığıyla Emniyet İstihbarat'ın yemin billah ederek aslında meselenin PKK'nin toparlanıp yeniden ve daha güçlü eylemlere girişmek olduğu tezini, kadim iki işbirlikçinin müthiş yorumuyla süslemiş. Yanılmadınız: İbrahim Güçlü ve Ümit Fırat...
Gruba ait Bugün gazetesi, manşetten "Öcalan'dan Kandil ayarı" ile vermiş, ancak bu değişikliğin hükümeti köşeye sıkıştıracağı üzerine kurulmuş. Kaynağı Emniyet İstihbarat olan bir haber-yorumda Türkiye içindeki eylemlerin artırılacağı kehaneti yapıştırılmış.
Taraf gazetesi de yine Gülen Grubu'nun CİHAN'ını rehber edinerek "Başkan değişti" gibi soğuk bir sürmanşeti, içeride "Öcalan ve Karayılan'a darbe" diye ısıtmış. Sürpriz olmasın, burada da İbrahim Güçlü, yine Emniyet İstihbarat ile pişti olmuş: "Öcalan’a ve hükümete ise 'Sizin anlaştığınız kararları biz hayata geçirmeyeceğiz' mesajı verildi."

İlle de AKP diyenler

Başbakan'ın damadının yönetimindeki Sabah gazetesi, "Karayılan'ın yerine Bayık" şeklindeki başlıkla birinci sayfadan duyurmuş. Köşe yazarı yok, istihbaratın teziyle harmanlanmış haber içeride sunulmuş.
Mustafa Karaalioğlu yönetimindeki Star gazetesi, birinci sayfanın ikinci yarısında iki sütunluk "Kandil'de revizyon" başlığıyla duyurmuş. Haber, çözüm süreci için gayet iyi oldu, hükümetimiz en iyisini biliyor havasında verilmiş.
Özal'dan sonra Erdoğan'a nasip olan İhlas Holding'in gazetesi Türkiye, manşetten "Kandil'den Alevi açılımı" diye selamlamış!
AKP'ye haykırıp 'beni de görün' diyenlerin gazetesi Milat da "Çözüm ayarı" manşetiyle verdiği haberi, geniş zamanlı yardımcı fiillerle biten edilgen cümlelerle kurgulayıp BDP'nin görüşünü de araya sıkıştırmayı ihmal etmemiş.
Enerji sektöründeki önlenemez yükselişini yeni iktidarla da sürdüren Ciner Grubu'nun Habertürk'ü "PKK'da barış ataması" başlığıyla birinci sayfanın alt kısımında görmüş ve müthiş çıkarımını yapıştırmış: "Şahin kanattan Cemil Bayık'ın sürece entegre edildiği söyleniyor."
Biraz daha liberal sol diye pazarlanan Radikal gazetesi ise logo üstünden Genel Yayın Yönetmeni Eyüp Can'ın "Karayılan'ı kim niye gönderdi?" başlığıyla duyurup yanına iki kutucukla da Deniz Zeyrek ve Cengiz Çandar'ın yazılarını iliştirmiş.
TMSF marifetiyle AKP'nin malı yapılan ve sadık elemanlarıya yeni adayların üşüştüğü Akşam gazetesi, birinci sayfanın altında "Kandil'de vitrin değişikliği" diye afilli bir başlık seçmiş. İçerik de patronajın keyfince.

Demirören Grubu

Demirören'in elindeki iki gazete, tereddüt yaşamış. Vatan gazetesi birinci sayfanın kenarından "Çözüm süreci için yeni kadro" başlığıyla haberi duyurmuş ve hemen yanında Murat Çelik'in PKK bölgeden çekiliyor mu güçleniyor mu? şeklindeki oldukça zor sorusunun cevabını içeriye bırakmış.
Grubun diğer gazetesi Milliyet ise "Kandil'den süreç ayarı" ayarıyla Kürt tarafının açıklamaları, BDP'nin ilk yorumu ve elbetteki Ankara'nın dizginlenemez katkısıyla Serpil Çevikcan'ın kaleminden aktarmış.

Kemalist ve Ergenekon

Malumunuz Cumhuriyet gazetesi "PKK'de süreç değişikliği" diye duyurmuş, Emniyet İstihbarat'tansa MİT'in yorumunu tercih etmiş. Öcalan'ın önerisiyle ve çekilmenin kontrol edilmesi amacıyla gerçekleştiğini belirtmişlermiş!
İşçi Partisi'nin gazetesi Aydınlık ise "PKK savaşa hazırlanıyor" başlığıyla iki sütünlük bir haber ve yanına Mehmet Faraç'ın yazısının duyurusunu eklemiş.

MHP'nin yayın organı

MHP'nin yayın organı Ortadoğu gazetesi, kendisi için küçük ama gazetecilik için büyük bir adım atmış. Sayfanın üçte ikisini PKK'ye ayırıp Genel Kurul'u duymama mucizesine imza atmış.

Yorumlara bakın

KONGRA GEL Genel Kurulu ile ilgili haberler böyle de yorumlar nasıl? Kürtlerin de pek yadırgamak istemediği Hüseyin Yayman'dan başlayalım. Sürecin üç kalemşorundan biri, akademik titri ve tuğla kadar kitabı olan Yayman, hemen aynı gün yazarı olduğu Hürriyet'e analizini postaladı, sosyal medyadaki takipçilerinin teveccühüne mazhar oldu. "PKK'daki değişiklik ne anlama geliyor?" sorusunu başlığa çıkaran Yayman, bize cevabını tane tane anlatıyor. Keşke hatırlattığımız sorumluluklarının gereği bir cevaplar bütünü olsaydı ama değil. Yayman, bize 21 cümlelik röntgenin ardından 7 maddelik mutlak çıkarım sunuyor.
21 cümlenin 19'u, akedemiyi mezara gönderen geniş zaman fiilerinin dolaylı aktarımıyla meçhul/meşhur kaynağa hoperlör oluyor. Olamaz mı, elbette olabilir, ancak doğru bilgi üzerinden farklı yorum opsiyonunu ihlal, sadece disipliner etikten uzaklaşmak değil aynı zamanda ahlaki normların tekmelenmesidir de. Açık kaynaklardan alınan tahrif edilmiş bilgilerin yanı sıra MİT'in direkt operatif sızdırmalarının meczedilmesinden daha ötesi de oluşmazdı. Öcalan'ın mektubunun içeriğine kadar bilgi paylaşılacak derece güvenirliği garantilemiş Yayman'ın iki cümlesini "iddia ediliyor" ile bitirmesi de dikkat çekiyor. Birincisi Öcalan'ın AKP Hükümeti'ne yönelik rahatsızlığı, diğeri de Sabri Ok'un Avrupa'ya gönderileceği. Çak hassas değil mi? Geçelim 7 maddelik cevher topuna. Yayman, Avrupa'da KNK ve KON-KURD kongrelerinden haberi yokmuş gibi değişiklik beklendiğini söylemiş ama keşke bu kadarla kalsa. Yabancı istihbarat örgütlerine mesaj verdiriyor, yeniden yapılanmanın olası yansımalarını kehanetmiş gibi monte ediyor. Sonunda MİT, Emniyet İstihbarat'ın etkisindeki kitleye sesleniyor: "PKK tüm bu değişiklikleri ‘yeni bir savaş başlatmak için değil siyaset dönemine uygun bir yapılanmaya gitmek’ için yapıyor."

Sürmanşetten yorum

Radikal Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Eyüp Can, Hüseyin Yayman ve Abdülkadir Selvi ile birlikte sürecin kontrollü bilgi pazarlamacılarından. Can da, bilindik şeyleri tekrarlamış ama kalemi sürçmüş, "Murat Karayılan görevinden alındı" diye yazıvermiş. Peki nereden bu sonucu çıkarmış. Bilmiyoruz, sürçmüş işte!

Haydi Abdülkadir!

Kendi halinde, her devrin uyumlu muhabiriyken AKP döneminde ihya olanlardan Abdülkadir Selvi, hem AKP kulislerinden hem de MİT'ten yeterli lojistiği alanlardan. Yeni Şafak'tan Selvi de Yayman ve Can gibi komşu ülke istihbarat servislerini devre dışı bıraktırmış. Bir önceki yazısını sloganlarla bitirip İhvan'ın şehadetine koşturan Selvi, level atlamış. Selvi'ye göre Cemil Bayık, Urmiye'de bir villada yaşıyor. Gerisi tekrar.

Emektar Murat Çelik

Şimdi Vatan'da yazan Murat Çelik'i Ankara'nın türlü mahfillerinden hatırlarsınız, şimdi biraz yıldızı sönük olsa da idare ediliyor. Vatan'ın konuyla ilgili tek analizini kendisi döktürmüş. Şöyle buyurmuş: "Bölgede, ‘çekilme süreci tamamlandığında, devletin dağdan inenlere iş imkanı yaratmak gibi birçok avantaj sağlayacağı’ görüşü hakim. Bu beklentinin, son dönemde PKK’ya katılımları artırdığı bilgisi de istihbarat raporlarında yer alıyor."
Evet evet, bunun köşesi, televizyon programı var. 20 yıldır böyle geçinip gidiyor.

Aydınlık ve Akit

Kemalist lümpenler ile dinci lümpenlerin iki yayın organı ve yorumcusu ise şaşırtmamış. Aydınlık'tan Mehmet Faraç, ABD'den girmiş Suruç'tan çıkmış. Bildiğimiz şirretlik. Doğru tek bilgi yok, yorumlar da rezilce.
Akit'ten Yener Dönmez, dümeni Emniyet İstihbarat'tan yana kırmış. Savaş kabinesi kurulduğunu, zaten Ankara'nın da böyle algıladığını yazmış. Muhtemelen Abdülkadir Selvi ile Hüseyin Yayman'ın Ankara'sından bahsetmiyor. Selvi, Cemil Bayık ile ilgili uçunca Dönmez de şahlanmış ve hoop Cemil Bayık'ı Alevi yapmış.
Türkiye kamuoyunun üstüne püskürtülen ve kanaatlerinin oluşmasını sağlayan malzeme budur. Geçmiş olsun!

Kaynak: http://tuncelfikret.blogspot.com

İletişim: https://twitter.com/tuncelfikret

10 Temmuz 2013 Çarşamba

Modifiye sağcılık!..


Örgütlü toplumun gereği olan kolektif iradeden yoksun amorf  halimizin geçmişi iki kuşağı bile bulmadığı için vardığımız noktanın sınırlı bir insan çabasının ürünü olmadığının farkındayız. Kısmi ve sınırlı itirazların bile barbarca bastırıldığı, kimi zaman da embriyo halindeki itirazlara düşük yaptırılarak acımasızca uzun süreli terbiye seanslarına alındığını unutmuyoruz. Toplumsal demoralizasyon ve düş kırıklığının katmerli bir örtüye dönüştüğü zamanlarda, Gramsci'nin tarifiyle yıkım üstüne yıkım geçirmiş ve öylesine alçaklık ve korkaklıklar selini başıboş bırakmıştır ki, ancak yüreğini ve iradesini bir kılıç kadar keskin tutabilenler, insanlığın disiplin ve özveri ruhunu bükülmez kılan mirasını da sahiplenerek isyan tohumu oldular. Bu miras, insanlığın itiraz hasleti, değişim arzusu, adalet arayışı, paylaşım ihtiyacı ve eşitlik özlemi üzerine inşa edilip ahlakla beslenen soylu bir mirastır. Kürtlerin itiraz gücünün bu membadan beslenmesi ne tesadüftü ne de keyfi, tamamen isabetli bir gereklilikti. Doğasınca değişim ve gelişimi ile ileriye projeksiyon tutan özgücü sayesinde insanlığın bugünü ve yarını için halen günceldir. 
Mevcut, olağanmış gibi içinde çare arayışları, büyük bir yanılsamayı doğurdu. Bütünü dokunulmaz kılıp detayları arasında boğulmayı marifet sayan bu talihsiz yanılsamanın, normalleşmeyen insan malzemesine yansıması, zihinsel deformasyonu mümkün kıldı. Halbuki mevcut, olağanüstüdür; işgal, zor, gasp, tecavüz ve talan devam ediyor. Ülkeden insana, topraktan suya; tenden tine kadar fiziki ve zihni taarruzun yapılmadığı alan kalmamış. Askeri zora dayalı işgalini, rıza temin ederek bütün kurumsal uzuvlarıyla kuşatan sömürgeci sistem, Bingöl'deki kız çocuğuna uzman çavuşlarıyla Mardin'deki erkek çocuğuna da ilmihal hocasıyla tecavüz eder.
Sömürgeci sistemi reddetmeyip şu ya da bu mazeretle yanaşmayı sürdürdükçe bedenin gibi beynine de hükmeder; iğfal etmenin zamanı/mekanı/koşulları da onun keyfine kalır. Bu pespaye hal içinde debelenip sistemden adalet ve insaniyet beklerken bir süre sonra onun adaletsizliğine de mazeret üretecek kadar hipnotize olunur. Artık bugün ve geleceğe dair kabul var, müdahil olma iradesi felce uğramıştır; ütopyalar yoktur, hayaller bile izne tabidir. Zihin dünyası o kadar esir alınmış ki, bütün bu halin müsebbibi olarak itiraz iradesi görülür. Farklı gelişim seyrine rağmen başlangıçlarına yanlış teşhisle şimdileri aynılaşan topluluğun, gerekçelerinin zenginliği ve şu ya da bu siperde konuşlanmaları, aynı cephede yer aldıkları gerçeğini değiştirmez. Şimdi hem teslimiyetçi hem perdeleyicidir; devleti kanıksatan bütün kavramların en hızlı müşterisi, en maharetli pazarlamacısıdır. Sağduyu, itidal ve kesif oportünizm, farklı referanslara dayanan sinizmin sağlam kopçaları olur; 'provokasyon' bastonlu mihrak/lobi/uluslararası güç heyulası ve karşı şiddeti lanet, konformizmin pişmanlık kompartımanında cennet simülasyonuna dönüşür. 
Dört egemen ulusta, muadillerinden beslenmesine rağmen kendine özgünlüğü olan, anlaşılabilir sağcılığın, kötü bir taklit olarak 'Kürt'e sirayet eden hali, realiteye sırt çevirmenin gereksinimi olan bahaneler bütünüdür. Dolayısıyla agresif bir tecridi değil, objektif teşhisi, şefkatle anlamayı gerektirir. Başta iktidar gücü olmak üzere sömürgecinin siyasal kurumlarıyla birlikte ekonomik emziklerine sarılarak kendisine müreffeh bir alan yaratma heyecanı taşıyan firari kümenin, temel iki motivasyon gücü var: PKK düşmanlığı ve din/mezhep kardeşliği. 
Kişisel hikayelerin hüsran ve pişmanlığının hayıflanma nöbetleri arasında salık verdiği tembellik ile işgüzar zihinlerin kütlesel yılışmayı, hayata müdahil olmaktansa seyrine karışmayı vaaz ettiği huzur, muktedirin hükmetme oburluğuna meşruiyet devşirir. Kökenleri ve gerekçeleri farklı olsa da meşreplerince dizildikleri kulvarların hacmi ve konforu benzemezse de bulundukları havuz 'sağcılık'tır. Ölümü gösterip sıtmaya razı etmek isteyenlerin, 'Hükümete dokunulmazlık' ile 'Türkiyeli muhaliflere alerji'den uygun tramplen imal etmek istediklerini bilelim. Maalesef çakma 'bağımsızlık', 'milliyetçilik', 'anti Kemalizm' ve 'barış' montajıyla modifiye edilen sağcılık havuzuna atlayanlar/atlamak isteyenler giderek çoğalmaktadır. 

Kaynak: http://tuncelfikret.blogspot.com
İletişim: https://twitter.com/tuncelfikret